cennet ulke turkiye 


kapat
  1. darbeciler, katiller, ırkçılar... için!

    1* Darbecilerden önce
    darbeyi yazana
    dava açıldı

    Başbakanın "savcılar harekete geçmeli" dediği, Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen darbe günlüklerine ilişkin soruşturma başlatıldığını yazmıştık geçen hafta.
    Savcıların, ilk elden ne için harekete geçtikleri belli oldu. Darbe planlama suçunu işleyenlere henüz hiçbir soruşturma, dava yokken, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, iddiayı duyuran Nokta'ya dava açtı.
    Soruşturma gerekçesi ise şu:
    'Halkı askerlikten soğutma' ve 'askeri itaatsizliğe teşvik'.
    TSK'nın üst düzey komutanlarının 2004'te iki kez darbe planladıklarını, kendi günlükleri ile yayımlayınca, ne oluyormuş; 'halkı askerlikten soğutma' ve 'askeri itaatsizliğe teşvik'! Peki Anayasayı silah zoruyla ortadan kaldırmayı planlamak? Savcılar onlara soruşturma açmak için neden bu kadar isteksiz?
    Bu tür örnekler yeni değil. Örneğin, JiTEM'de tetikçisi ülke gündemine oturan siyasi cinayetlerin, faili meçhullerin nasıl işlendiğini bilen Abdülkadir Aygan çıkar, Gündem Gazetesi'ne yaptıklarını anlatır. Savcılar, belgelerle desteklenen haberi suç duyurusu kabul etmez, gazeteye davalar açarlar, cezalar verirler.
    Ya da tankların arkasına bağlanmış gerilla cesetlerinin nasıl sürüklendiği çıkar bir basın kuruluşunda, bu insanlık suçu yerine, gazeteye soruşturma açılır...
    Sistemin hukuku, adaleti sağlamak üzerine kurulmamıştır. Yasalarının özü de böyle değildir. Devleti, halka karşı savaşanları korumak içindir. 12 Eylül Cuntası'nın başı Kenan Evren, 1980'lerde, her zamanki o patavatsızlığıyla "Biz demokratik Anayasa olsun demedik, devleti bireylere karşı koruyan bir Anayasa yaptık" mealinde sözleriyle, sistemin 'hukuk felsefesi'ni de açıklamıştı. Bu zihniyet hiç değişmedi.
    Böyle olduğu içindir ki; Mersin'de Kuvvayi Milliye Derneği'nde silah ve kuran üzerine "ölme öldürme" yemini eden, ırkçı emekli albayların o vahim sözlerinde hiçbir "suç unsuru" bulamaz "bilirkişi"ler.
    Böyle olduğu içindir ki; halka bomba atarken yakalanan kontrgerilla elemanları, ordunun en üst düzey komutanınca sahiplenilir. O komutan, sistemin hukukunun, "o zaman bunlardan senin bilgin var, komutanları sensin" diye yakasına yapışmayacağından emindir çünkü.
    Nitekim böyle de olmuştur.
    En basit hukuk bilgisinin dahi ulaşacağı doğal sonucu izleyerek, biraz olsun ülkeyi izleyenlerin görebileceği gerçekleri dikkate alarak iddianame hazırlayan Van Savcısı Sarıkaya resmen "seyirlik" ve "ibretlik" olarak infaza çekilmedi mi?
    Aynı Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, şimdi de, daha hukuki süreç başlamamışken, darbe günlüğüne ilişkin Genelkurmay'da hiçbir belge bulunmadığını, böyle bir şey olmadığını söyleyerek, açılacak muhtemel davalara yön vermeye çalışmaktadır. Oysa, dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök aynı gün yaptığı açıklamada, böyle bir günlüğün olmadığını net olarak belirtmemekte ve yargıyı adres göstermektedir. En azından ortada bir iddia varsa, Genelkurmay gibi bir makamda oturan kişinin, "böyle bir şey yok" demesinin ne anlama geldiğini herkes bilir; yargıya düşen, onu haksız çıkarmamaktır artık!

    2* Darbe çağrısı
    yapan "aydın"
    olabilir mi?

    Darbe günlüklerinde, generaller "basının ele geçirilmesinden" söz ediyorlardı. Böyle bir şeye gerek var mı bilemiyoruz. Zira, istisnaları dışında, bir darbede tüm burjuva medyanın secdeye varacağı açıktır. 12 Eylül'de böyle yapmışlardı.
    Bugün de aynı "korkak" aydın profilinin yanına bir de "darbe çığırtkanı" aydın eklendi. AKP iktidarı karşısında, önce kendilerinin abartılı şekilde pompaladıkları laiklik elden gidiyor hezeyanına kapılan, ardından buna karşı orduya sarılan aydınların bir kısmı işi darbe çağrısına kadar götürüyor.
    Hürriyet Yazarı Bekir Coşkun da bunlardan biri. "Demokrat" kimliği ile tanınan Coşkun, 6 Nisan tarihli yazısında; Türkiye'de darbe olmaması için demokrasinin, hukukun, bilinçli ve örgütlü toplumun olması gerektiğini ancak olmadığını;
    Darbe olması içinse, devrim yasalarına hakaretin, rejime karşı hareketin, Cumhuriyete ihanetin olması gerektiğini ve bunların varolduğunu yazarak açıkça darbe çağrısında bulundu.
    "Karşı-devrim" olarak nitelendirdiği AKP iktidarının "darbeli mi darbesiz mi" yıkılacağı tercihini tartışan Coşkun'un tercihi anlaşılan "kısa yoldan" bu "karşı-devrimi" durdurmak! Herhalde o zaman yaşanacak olana da "devrim" diyecek bu aydınımız!
    Bunların "fikir babası" ilhan Selçuk zaten ilan etmişti: Kahrolsun şeriat, yaşasın faşizm!
    Aydını böyle olan bir ülkede demokrasi, hukuk gelişebilir mi?
    Nitekim birileri de çıkıp, darbe günlüğü doğru ama darbe planlayan generaller yargılanmamalı diyebilmektedir. (Sabah Ankara Temsilcisi Aslı Aydıntaşbaş)

    3* Çürümüş bir sakız:
    "TSK yıpratılmak
    isteniyor"

    12 Nisan'da basın toplantısı düzenleyen, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, konuşmasının bir bölümünü de "TSK'yı yıpratmaya yönelik faaliyetlere" ayırdı.
    Öncelikle belirtelim ki, bu söylem onyıllardır sürer, bir "çürük sakızdır" bu, durmadan çiğner koca koca generaller ağızlarında.
    Katliamcı ordu, suçlarını örtbas etmek, katliamları, baskıları eleştirenlere karşı halkı kışkırtmak ve kendini mağdur göstermek için dilinden düşürmez bu söylemi.
    "TSK'yı yıpratmaya yönelik faaliyetlere" örnekler veren Büyükanıt, basına "yavaş yavaş servis edilen" haberlerden yakınıyor.
    Ne kadar ilginç değil mi! Tıpkı yıllardır sizin yaptığınız gibi! Bu toplumu manipüle etmek için 'psikolojik harp' dediğiniz yöntemlerle kaç kez yaptınız aynı şeyleri. Kimi zaman devrimcilere karşı kimi zaman iktidar kavgasında karşı karşıya kaldığınız kesimlere karşı.
    Peki neymiş bu TSK'yı yıpratmaya dönük (ve elbette hep 'meçhul' odaklarca yönetilen) olaylar? Şunları sıralıyor Büyükanıt: Şemdinli, Andıç, Günlük...
    Yani TSK'nın halka, aydınlar karşı açıkça suç işlediği olaylar. Ama sanmayın ki bu olayların kendisini "yıpratıcı" olarak değerlendiriyor. Hayır, o bunların açığa çıkmasını, eleştirilmesini, yıpratıcı faaliyet olarak niteliyor. Zaten bu tür olaylarda hep suçun kendisine değil, "sızdırılmasına" soruşturma açmaları da bu yüzdendir.
    Suçlu ama üste çıkıyor! Neymiş; Şemdinli olaylarında kendisine yapılan saldırılar TSK'ya yapılan saldırılarmış, dünya hukuk tarihine geçecek bir hukuk cinayeti işlenmiş!
    Katliamcının kendini mağdur göstermesinin yüzsüzlüğü ancak bu kadar olur! Halkı bombalayan siz değil miydiniz? Bombacılara sen sahip çıkmadın mı? Bunlar cinayet olmuyor da, sorumlular için iddianame hazırlanması mı oluyor? Kaldı ki, hukuk cinayetinden söz edecek en son kişiler generallerdir.
    Zira, bu ülkede ordunun işlediği suçlar binlerce kez aleni şekilde örtbas edilmiştir. Köy yakmalar, demokratik gösteri hakkını kullananları kurşunlarla taramalar, hapishanelerde insanları diri diri yakmalar... hangi birini sayalım! Tüm bu olaylarda katliamcılar korunduğunda "hukuk cinayetinden" söz etmeyenlerin, hatta hukuk kavramını ağzına almayanların birden hukuk sevdalısı kesilmesi ne kadar ilginç!
    Aslında o alışmış korunmaya, kollanmaya; eskaza bir savcı haklarında iddianame hazırlama cüreti gösterdi diye hezeyan içindeler.
    Bu arada "andıç"ı savunma demagojisine bakın: Gündem muhabiri PKK'linin gelmemesi, aşırı dincilerin gelmemesi içinmiş. Peki o andıç'taki "TSK taraftarı-karşıtı" tasnifleri ne anlama geliyordu? "Karşıt" diye fişlediklerinizde mi "terörist"ti, PKK'li ya da aşırı dinciydi?

    4* Polis abilerinin
    korumasında bir
    faşistin itirafları

    Geçen yıl Ankara'da devrimci demokrat gençlere satırlar, silahlarla saldıran, ardından kendini yakalamak isteyen bir polis başkomiserini öldüren Tolunay Çiçek isimli faşist, 10 Nisan'da çıkarıldığı mahkemede "ilginç" itiraflarda bulundu.
    Çeşitli suçlardan arandığı dönemde, BBP Lideri Yazıcıoğlu ve MHP liderliğine aday olan Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın bürosunda polislerle karşılaştığını ama gözaltına alınmadığını söyleyen Çiçek, "1999'dan tutuklanana kadar nüfus cüzdanı taşımadım. Birçok suç işledim, emniyet sağ olsun hepsini göz ardı etti. Gazi Üniversitesi'nde tabancayla Aslan Oktay'ı yaraladım" dedi.
    Tüm faşist tetikçilere, devrimci demokratlara saldıranlara gösterilen hoşgörü Çiçek'e de gösterilmiş. Dink cinayetinin tetikçileri ile kolkola resimler çektiren bir teşkilatı, "halkın can ve mal güvenliğini sağlayan kurum" olarak lanse edenler bu gerçekleri hep gizlemeye çalışırlar. Dergi satana kimlik soran, arama yapan polislerin, kendi ifadesi ile, üzerinde kimi zaman bomba kimi zaman silahla başkentte gezen ve aranır durumda olan Tolunay Çiçekler'e dokunmaması, polisin kimin düşmanı, kimin dostu olduğunu açıkça gösterir.

    5* Irkçı zihniyeti
    doğallaştıran
    siyasi atmosfer

    Celal Bayar Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mehmet Çelik, TGRT Haber'de bir programa çıkıp Ermeni soykırımı konusunda şöyle diyor:
    "Türk milliletinin geleneğinde ve genetiğinde soykırım yoktur".
    Türkiye Gazetesi de bunu "Soykırım yapmak genimizde yoktur!" başlığıyla haber yapmış..
    Böyle bilim adamı, böyle medya! Siyasi, sosyolojik bir olguyu "genlerle" açıklamanın kendisi ırkçı bir zihniyeti gösterir; ancak bu zihniyet öylesine meşrulaştırılmıştır ki bu ülkede, böyle bir ucube tartışılmıyor bile.
    2007.04.15

    yazan: deniz ardınç
    #1546914 (LocK, 20.04.2007 13:19)
  2. gerçeklerin saklanması için bir yerlerini yırtan populist zihniyetin tabiri caiz ise motto'su.
    #1547005 (filleri kurtaran adam, 20.04.2007 13:44)
  3. --spoiler--
    Darbecilerden önce darbeyi yazana dava açıldı
    --spoiler--

    SÖZÜ iLE HERŞEYi ANLATAN ÜLKE!
    #1576086 (MHRKY, 27.04.2007 08:45)
  4. işkenceci ve Katiller için 'Cennet' Ülke
    Bu ülkede, işkenceciler, ölüm mangaları cezasız kaldığı, mahkemeler "el soğutmama" yönünde kararlar verdiği için işkenceci ve katiller korkusuz ve pervasızlar

    Örnek 1- işkenceciyi suçüstü yakalayan avukata dayak

    Şanlıurfa'da Sarayönü Polis Karakolu'nda işkence yapan polisleri suçüstü yakalayan Avukat Celil Gürkan, işkenceyi görüntülemeye kalkışınca polisler tarafından tekme tokat düvüldü ve bir gözü kapandı.
    Şanlıurfa'da müdafileri savunmak için karakola giden izmir Barosu'na kayıtlı Avukat Gürkan'ın gördükleri ve yaşadıkları, AKP iktidarının "işkenceye sıfır tolerans" sözünün yalandan ibaret olduğunu ve işkencenin, kötü muamelenin en ücra karakola kadar yaygın şekilde sürdüğünü ortaya koydu.
    18 Mayıs günü Şanlıurfa'ya giden Avukat Gürkan, basit bir müessir olayından gözlem altına alınan müvekkilleri Nihat G, Sedat B, ismail B. ve ibrahim D'yi görmek üzere Sarayönü Polis Merkezi'ne gitti. Hukuki haklarını kullanmak üzere "avukat" olduğunu söyledi. Ancak 'o senin dediğin yazılı yasalardan gerçek hayat başkadır' kuralını bilen nöbetçi amir ve başkomiser içeri almadı. Buna rağmen kendi deyişiyle mesleki onurunu ayaklar altına almamak için içeriye zorla girdi.
    Müdafileri "basit bir müessir" nedeniyle gözaltına alınmışlardı, ancak işkence polislerin ruhuna sinmiş bir politikaydı ve "suçu" ne olursa olsun "karakol gerçeğini" tanıtırlardı. Avukat basit müessir fiili ile ilgili suçlu olanların karın üstü yere yatırıldığını ve ellerinin arkadan kelepçelendiğini, iki tane polisin bunları copla dövdüğünü gördü.
    Sonrasını şöyle anlattı:
    "Aralarından bir tanesini 'gözümde mercek var, patlayabilir, kör olurum, ne olur vurma' diye yalvarıyordu. Diğer bir tarafta 'ne olur ayağını boynumdan çıkar' diye inliyordu. Hemen cep telefonumu çıkarıp olayları görüntülemeye başladım. ismi M. olan bir Başkomiser ile beraberindeki polis tarafından dövüldüm. Sırtıma her yerime yumruk ve coplarla vuruyorlardı. Şu an bir gözüm kapandı. Görmüyor. Adli Tıp'a sevk edildim. Olayı Savcıya bildirdim. Savcılık da olayın üzerinde titizlikle durduğunu söyledi. Polis müdürleri de bu olayı lanetledi, ama soruşturma açmadılar. Suç işleyenlerin ve işkence yapanların cezalandırılacağına inanıyorum."
    Avukat Gürkan da tanıyacak Türkiye gerçeğini. işkencecilerin cezalandırılmayacağına da tanık olacak. Bu işlerin savcıların, polis amirlerinin bilgisi, onayı, en azından hoşgörüsü ile sürdüğünü anlayacak.

    Örnek 2- 'Vay sen misin rapor alan!' işkencesi

    19 Mayıs tarihli Milliyet'in haberinden aktarıyoruz: "Otomobilleriyle giderken polis tarafından çevrilen Alper Mensur, Osman Türker ve Saim Öztürk adlı üç genç, karakolda feci şekilde dövüldü. Sağlık raporu alındıktan sonra ikinci kez karakola getirilen gençler yine dövüldü. Birinin beyninde ödem oluştu."
    Hem işkence yapıyor hem de işkenceyi nasıl belgelersin diye bir daha işkence yapıyor. Tam da "Türk polisine" yakışan bir davranış. Diyor ki, biz işkence yapacağız sen sesini çıkarmayacaksın, şikayetçi olmayacaksın...
    Peki yeniden hastaneye götürüldüklerinde ne oluyor dersiniz? Polisler, Alper Mensur'u dövdükten sonra tekrar hastaneye götürdüklerinde doktordan Mensur'un hastaneye ilk gelişindeki durumuna göre, yani ikinci dayağı "hesap dışı" tutarak rapor tutmalarını istiyor. "Doktor" da bu isteği kabul ediyor.
    Bu da işkence politikasının "hekimler" ayağının bir klasiğidir. Ki, her karakolun, emniyet müdürlüğünün düzmece raporları hangi doktordan, hastaneden alacağı önceden belirlenmiş ve genel olarak buna göre "doktor" istihdamları yapılmıştır. Bu yüzden işkencenin bu kadar yaygın olmasına karşın, gözaltı sonrası rapor almak daha zordur. Ancak bu aşamadan sonra "anlaşmalı" olmayan bir hastaneden alınabilmektedir raporlar. Bu da işkencecileri cesaretlendiren bir başka uygulama.
    Mensur'un yakınları da haklı olarak hem polisten, hem doktordan şikayetçi olacaklarını söylüyorlar.

    Örnek 3- Yargıtay'ın adaleti; ON kişiyi katledenlere
    soruşturma gereksiz, taş ve slogan atanlara ağır ceza

    Geçtiğimiz yıl 28 Mart'ta HPG gerillalarının defnedilmesi sırasında devlet güçlerinin cenaze törenine katılanlara saldırması sonucu başlayan ve dört gün süren olaylarda, aralarında küçük çocukların da olduğu 10 kişi özel timlerin açtığı ateş sonucu ölmüş, 2 binden fazla kişi gözaltına alınmış, 800 kişi tutuklanmıştı. Gözaltına alınanların işkence gördüğünü belgeleyen Diyarbakır Barosu'nun bu konudaki suç duyurusuna ve yaşanan ölümlere ilişkin henüz tek bir devlet görevlisi hakkında dava açılmazken, cenazeye katılanlar, slogan attıkları, taş atıp poster taşıdıkları, kamu mallarına zarar verdikleri gerekçeleri ile, Diyarbakır 5.ACM yüzlerce kişiye 'örgüt üyeliğinden' ceza vermişti.
    Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 10 kişiyi katleden ölüm mangalarına ilişkin soruşturma istemezken, kararı bozarak cenazeye katılanların her "suçtan" ayrı ayrı cezalandırılmalarını istedi. Böylece yargılananların birçoğu, hem örgüt üyeliğinden hem de taş, molotof atmak, Öcalan lehine slogan atmak gibi suçlamalardan ayrı ayrı cezalandırılacak.
    Yaşanan olaylar üzerine Başbakan Erdoğan ne demişti hatırlayalım: "Çocuk da olsa kadın da olsa güvenlik güçlerimiz gereken müdahaleyi yapacaklardır..."
    3, 6, 8 ve 9 yaşında Enesler, Fatihler katledilirken "gereken yapılmıştı", şimdi de yargı "gerekeni yapmaya" devam ediyor.

    Örnek 4- 12 yaşındaki Uğur'a 'görev gereği' infaz

    Mardin'in Kızıltepe ilçesinde kamyon şoförü Ahmet Kaymaz ile 12 yaşındaki oğlu Uğur Kaymaz'ın öldürülmesiyle ilgili olarak yargılanan özel tim polisleri Mehmet Karaca, Yaşafettin Açıksöz, Seydi Ahmet Töngel ve Salih Ayaz hakkında verilen beraat kararının gerekçesi açıklandı. Kararda belirtilen hususlardan bazıları şöyle:
    1- Ahmet ve Uğur Kaymaz polisle çatışmaya girdi.
    2- Ölenlerin kullandıkları silahların özelliği göz önüne alındığında, olayın ölçülülük içerisinde meydana geldiği anlaşılmaktadır.
    3- Sanık polisler 'görev gereği' ateş açtılar.
    "Yüce Türk Yargısı" diyor ki;
    12 yaşındaki Uğur Kaymaz'ı katletmek özel timcilerin göreviydi. Küçük bedenindeki 18 kurşun "ölçülü" bir durumdur.
    Peki gerekçede açıklanan, olayın meydana geliş şekli neye dayanıyor? Sadece sanık polislerin anlatımlarına. Yani, neredeyse her infazda sarfedilen, "biz "dur polis" dedik onlar ateş açınca kendimizi koruduk" yalanına dayanıyor. Mahkeme polis anlatımlarına öylesine itibar etmiştir ki, Ahmet ve Uğur Kaymaz'ın bedenindeki kurşunların hangi mesafeden ateş açılmasıyla oluştuğunu dahi tespit etmemiştir.
    *
    Türkiye neden işkenceciler, ölüm mangaları için adeta cennet bir ülke, gayet açık değil mi! Bu ve benzeri binlerce örnekle, işkencenin, infazların bir devlet politikası olduğu kanıtlanmıştır bu ülkede. Ve "insan hakları" maskesini yüzüne takan AKP iktidarında da bu politika kesintisiz uygulanmaktadır.

    Polisin Dink Cinayetini
    SoruşturMAMAsı Sürüyor!

    Devletin polisi, jandarması Dink'in katledileceğini bilerek hiçbir önlem almadılar, cinayetin işlenmesini bekleyip "bize anlattığın gibi mi oldu olay" diye katillerle abi-kardeş muhabbeti yaptılar, "yere düşen bayrağı" kaldıran Ogün Samast'la hatıra fotoğrafları çektirdiler. Bütün deliller bunun bir 'devlet cinayeti' olduğunu, faşist 'Türk-islam' sentezcilerinin tetikçi olarak kullanıldığını ortaya koyarken, ülkeyi yönetenler ve ülkenin yargısı bu gerçeklerin üzerini örtmeye çalıştılar. Polisin "ihmalle" değil resmen ve alenen kasıt içinde cinayetin işlenmesini sağladığına dair her gün yeni emareler ortaya çıkarken, "polisimiz soruşturmayı sürdürüyor" yalanı ile halkı aldatmaya çalıştılar.
    Ve bu oyun halen devam ediyor.
    işte size son örnek:
    Dink cinayetinden önce Ogün Samast'la 68 defa telefonla görüşen ve JiTEM muhbiri olduğu ortaya çıkan, Erhan Tuncel'in eniştesi Coşkun iğci'ye sorgusunda, bu konuda hiçbir soru sorulmamış.
    Yani "cinayetten önceden haberim vardı, JiTEM'e bildirdim" diyen biri, tetikçi ile 68 kez görüşüyor ve ne polis ne de savcılık "ne görüştün?" diye sormuyor.
    Bunun adı soruşturma değil 'SORUŞTURMAMA'dır.
    Devlet kendini soruşturacak değil ya!
    Ayrıca "ihmal" ya da kastın polisle, jandarmayla sınırlı olmadığı, devletin bir başka kurumunun, yargının da aynı çemberin içinde olduğu bu örnekle bir kez daha görülmektedir.

    iktidar 1 Mayıs terörünü sürdürüyor

    1 Mayıs'ta estirilen terör, Ankara'da Alınteri okurlarının "yasadışı slogan" attıkları gerekçesiyle gözaltına alınmalarıyla sürüyor. Gözaltı terörünü 22 Mayıs'ta protesto eden izmir Acil Eylem Hattı, Alınteri okurlarının serbest bırakılmasını isterken, emekçilerin 1 Mayıs zaferine tahammül edemeyen devletin, devrimci, demokrat insanları gözaltına aldığı belirtildi.

    http://www.yuruyus.com/ww...ews.php?h_newsid=3050& ;
    #1690221 (LocK, 26.05.2007 20:47)

Copyright © 2009 - uludağ sözlük

cennet ulke turkiye başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. cennet ulke turkiye ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu cennet ulke turkiye nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about cennet ulke turkiye. Copyright of the articles are belong to their authors.